Erken Dönemde Egitimin Önemi


Bu  yazımızda erken dönemde verilen eğitimin önemine bir kez daha değinmek istiyorum. Bir süre önce AÇEV (anne - çocuk eğitim vakfı) bir reklamını görmüştüm ve ne kadar güzel bir slogan bulduklarını hayranlıkla izledim. Sloganda okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için "7 çok geç" deniyordu.

İşte bu çok doğru bir slogan ve aynısı dört bacaklı dostlarımız için de geçerli.

Çoğu yerde duyarız ve okuruz, köpeklerinizi 6 aylık olana kadar eğitime vermeyin, zaten öğrenemezler, öğrenseler de unuturlar vs.

Bu kesinlikle yanlıştır.

Çünkü 8-16 haftalar arasındaki "kritik dönem" dediğimiz evrede edindikleri alışkanlıklar, öğrendikleri komutlar, tanıştıkları her şey onların hayatının birer parçası olur. Bunun için eğitime erken başlamak kadar eğitimin süreklilği de önemlidir. 8. haftadan öncesi üreticinin sorumluluğundadır ve üreticinin de bebek doğurduğu andan itibaren yapması gereken önemli eğitim programları vardır.


Kendi kızlarımın bebeklerinde ve doğumlarında yanlarında olup, verilme aşamasına gelene kadar geçen sürede edindiğim tecrübeler ve gözlemlerim şudur ki; bebeklerin gelişimi annenin hamileliği ile başlıyor ve 4 ayları tamamlanana kadar da çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Onların çok hızlı gelişen hayatlarında her günün önemi var. Annenin nasıl bir hamilelik geçirdiği, nerede doğum yaptığı, bebeklerin doğumdan sonraki ilk 2 haftaların nasıl geçtiği ve daha sonraki evrelerde edindiği tecrübelerin hepsi onun ilerideki hayatını etkiliyor. Onların dünyaları o kadar hızlı dönüyor ki, eğitimi 6. aya kadar ertelemek onun hayatında geri dönülmez hatalara neden olur.

Köpeğimize vermemiz gereken tek eğitim itaat eğitimi değildir.

Çok basit ve evinde köpek beslemiş hemen hemen herkesin başına gelebilecek bir örnek vereyim.

4-5 aylık olup aşıları bitene kadar evde, soyutlanmış bir şekilde büyüttüğünüz bebeğinizi daha sonra dışarı çıkarmaya karar verdiğinizde boynuna bir tasma takmak istersiniz. O ne yapar, geri geri gider, tasmayı yemeye çalışır, sürekli kaşınır ve sizinle tamamen zıt yönlere gitmeye çalışır. Hatta bazen biraz daha ileri giderek hırlayıp rahatsızlığını belirtir. Tam siz onu yürütmeye çalışırken bu arada yanınızdan hızla arabalar geçmeye başlar, değişik sesler, değişik insanlar, boynunda anlamsız bir sıkıntı ve bastığı değişik zeminin sıkıntısı ile ne yapacağını bilemeden bir o yana bir bu yana gitmeye çalışır. Yaşadığı korkuyu düşünebiliyor musunuz? Bir de üstüne üstlük bu yabancı ortama tuvaleti yapması beklenmektedir! Tabi ki onun bu beklentiden haberi bile yoktur.


Daha erken dönemde boynuna tasma takılmış olsaydı, onunla yürümeye alışmış olsaydı, insanlarla, seslerle, objelerle programlı bir şekilde tanışmış olsaydı bu sıkıntıları yaşamayacaktı.

Ya da 6 aylık olana kadar sizi çekiştirmesine izin verdiğiniz bir yavru 6-8 aylık olunca artık daha kuvvetli çekmeye başlar ve siz de onu eğitime "yollamaya" karar verirsiniz ama onun kafası karışır.

“Neden çekemiyorum ki, şimdiye kadar hep çektim, kimse birşey demedi!”

Doğruyu bu saatten sonra öğrenemez mi? Tabi ki öğrenir ama neden hayat daha sorunsuz başlamasın? Çekiştirmeyi öğrenmeden düzgün yürümesini öğrenmesi daha güzel olmaz mı? Bir kedi gördüğünde kovalamak yerine onunla dost olması, mamasını paylaşması, evinize gelenleri kapıda uslu bir şekilde karşılaması, sizi gördüğünde üstünüze başınıza atlamasındansa oturarak sizi beklemesi, çocuklarla dost olması daha güzel olmaz mı? Bir süre bu hareketleri yapmasına izin verilen köpekler, erken dönemde eğitime başlanan köpeklerden çok daha huzursuz, sorunlu köpeklerdir. Çünkü, hayat bu şekilde başlamamıştır, yapmamayı sonradan öğrendikleri için akıllarının bir köşesinde hep eskiden yaptığı davranış kalır.


Her zaman dediğimiz gibi eğitimin yaşı yok ama kritik evrede alacakları eğitimin önemi büyük. Sosyalleşme sadece bu dönemde olur. Bu dönemde olumlu izlenimlerle öğrendikleri her şey onların hayatının parçası olur.

Aslında eğitimi her zaman kendimiz için isteriz, “bu köpek çok çekiyor onunla yürüyemiyorum, sokağa çıktığımızda herkese havlıyor, herkes şikayetçi oluyor, rahatsız oluyorum, dışarı çıkamaz olduk, eve gelenlere havlıyor, misafirler ondan korktuğu için evimize kimse gelmez oldu, çamurlu ayaklarıyla üstüme atlıyor, üstüm kirleniyor, tuvaletini hala öğrenemedi, heryeri sürekli siliyorum, çok bunaldım artık. . . gibi sürekli bizi rahatsız eden nedenler yüzünden ona eğitim aldırmayı düşünürüz.

Oysa hiç düşündük mü, bu köpek bizim ortamımızda bizim şartlarımıza göre yaşacak, onun dünyası biz olacağız ve doğal ortamından uzakta tanımadığı bir dünyada yaşayacak. Acaba nasıl huzursuzlukları var, nelerden tedirgin oluyor, bunları neden yapıyor ve en önemlisi bizim dünyamıza alışması, aramızda iyi bir iletişim olması için neler yapmalıyım??

Eğitim aslında onun psikolojik sağlığı, bedensel ve zihinsel gelişimi için gerekli olamaz mı?

Köpeğimizin daha zeki, daha sosyal, daha yapıcı olması ve ileriki dönemlerde hayatını daha huzurlu geçirebilmesi için erken dönemdeki eğitim çok önemlidir. Erken dönemde edindiği tecrübeler, öğrendiği komutlar onun hayatının bir parçası olacağı için yanlışı düzeltmekle tekrar uğraşmak yerine bu temel üzerine çok daha güzel ve değişik eğitimler ilave edebilme şanımız olur.

Mesela köpekli sporlar, frizbi, aglity, köpekle dans, arama-kurtarma, hizmet köpeği eğitimi gibi pek çok alanda eğitime zemin hazırlanmış oluruz.


Bu eğitim dönemi çok erken olduğu için ve çoğu köpek sahibi veteriner hekimler tarafından kendilerince çok geçerli sebeplerle dışarıya çıkmasın uyarısı aldığı için köpekler çok sıklıkla bu dönemi evde kapalı ortamda geçiriyorlar.

Şunu da düşünmek gerek! Bedensel sağlığı yerinde ama ruhsal sağlığı bozuk, özellikle 2 yaşından sonra ortaya çıkacak sorunları olan bir köpeği gerçekten istiyor musunuz?

Ne hastalanmasını ne de asosyal olmasını istemeyiz. O zaman bebeklerimiz için özel sınıflar oluşturmalı ya da biz oluşturamıyorsak verilen hizmetlerden yararlanmalı, gurup eğitimlere katılmalı ve her zaman evde ya da güvenli olduğunu düşündüğümüz dış ortamlarda onu sosyalleştirmeliyiz.

İnsanların okullarda eğitildikleri gibi köpeklerin de 2 aydan itibaren sahipleri tarafından bir eğitim sürecine girmeleri ve bunların profesyoneller gözetiminde ve tavsiyeleri ile yapılması gerekir.


Erken dönemde alınan eğitim onun ve sizin hayat tarzınız olacağı için ve itaat komutlarında da sürekli komut tekrarları olacağı için unutulması mümkün değildir.

Ama onu bahçenin bir köşesinde bırakır ve ilgilenmezseniz elbette unutur, erken dönemde değil hangi dönemde alınırsa alınsın unutur. Çünkü eğitim, eğitmenin köpeğinizle yapıp bitireceği bir etkinlik değildir. Süreklilik ister, siz ona emek harcadığınız sürece devam eder ve gelişir.

Eğitim, anne köpeğin başlattığı, bilinçli üreticinin devraldığı ve sahibinin profesyonel destek ile hayat boyu devam ettirdiği bir süreçtir.

Unutmayalım 6. ay çok geç!!!

Pozitif Köpek Eğitimi



Ayrılık Sendromu

Ayrılık Sendromu olarak adlandırılan davranış problemi en sık karşılaşılan sorunların başında gelir. Problem genellikle bizim "sorun" olarak adlandırdığımız davranışlar, onların doğalarında var olan genetik  programın gerektirdiği gibi davranmak istemelerinden kaynaklanır. 
Köpekler çok sosyal hayvanlardır. Onların doğalarında, bir topluluk içerisinde yedi gün yirmi dört saat bir arada bulunmak vardır.
Vahşi doğada, eğer bir sürü hayvanı yalnız kalmışsa, bu onun ölümüyle eşdeğer bir anlam taşır. Bu yüzden köpeklerde en sık karşılaşılan problemin "ayrılık sendromu" olması gayet normaldir.
Böyle bir davranış problemi olan köpekler; havlama, uluma, eşyalara zarar verme, kendi vücudunu kemirme gibi huylar geliştirebilir. Sorun, genelde yavruluk döneminde sürekli iç içe olan köpeğin büyüdüğü zaman birden bire uzun saatler yalnız kalmasından, yeni bir  aileye sahiplendirilen  köpeğin ortama adapte olamamasından ya da çok bağlı olduğu aile üyelerinden birinin birden bire evden ayrılmasından " ölüm vs." kaynaklanabilir.
Bu kadar sık rastlanan bir durum olmasına karşın bu sorunu çözmek aslında göründüğü kadar imkansız değildir. En doğru olanı köpeğin henüz yavruyken aşamalı olarak yalnız bırakılmasıdır.
Enerjisini attığı için yorulmuş, etrafında oyuncakları ve çiğneme kemikleri olan bir yavru için sizin bir süreliğine ortalarda olmamanız çokta önemli bir olay değildir. Her ne kadar sürü hayvanı olursa olsun yavruluğundan itibaren sizin onu yalnız bırakmanız köpekte bir rutine dönecek ve " Gitmiş olsa da geri gelecek" düşüncesiyle gereksiz yere korkuya kapılmayacaktır.
Bazı ırklar özellikle bu konuda daha inatçıdır. Yüzyıllardır genelde insana eşlik etmek için  beslenen küçük ırklar " Chihuahua, minyatür pincher vs." ayrılık sendromuna daha yatkın olur.
Günümüzde şehirlerde yaşayan köpeklerin en büyük sorunlarından biri olan yetersiz egzersiz de ayrılık sendromunu tetikleyen baş faktördür. Köpeğinizi yalnız bırakmadan önce yeterince enerjisini atmış olduğundan emin olmalısınız. Köpekler sadece fiziksel aktivite değil, zihinsel aktiveye de ihtiyaç duyarlar. Köpeklerin zevk alacağı tarzda eğitimler, birlikte oynayabileceğiniz saklambaç , çekiştirme gibi oyunlar, diğer köpeklerle oyun oynaması, veya içi lezzetli yiyecek doldurulmuş Kong tarzı oyuncaklar, onların hem eğlenmesini hem de enerjisini atmasını sağlayacaktır.
En sevdiği oyuncaklar ve kemirme kemikleri daima siz evden çıktıktan sonra sahip olmaları gereken ödüllerdir.

Kendinizi onun yerine koyun! 24 saat yanı başınızda duran yiyecek ya da eşyanız ne kadar süre size cazip gelebilir?
Nasıl ki biz aynı şeyi sürekli  kullanmaktan sıkılıyorsak, köpekler de gün boyu iç içe olduğu oyuncaklardan ve yiyeceklerden sıkılırlar. Elimizde onları heyecanlandırabilecek güzel alternatifler varken bunları sizin yokluğunuzda ortaya çıkarmak köpeğin ilgisini başka yöne çekmek için mükemmel bir yöntemdir.
Aynı zaman da köpeğinize yeni numaralar öğretmek; hem onun zihinsel olarak yorulmasını sağlar hem de kendine güvenmesine yardımcı olur. Çevrenizde uysal köpeklerin gittiği parklar ya da köpek kulüpleri varsa bu da köpeğinizin sosyalleşmesine ve ilgisini sizden başka aktivitelere yönlendirmesine yardımcı olur.
Evet, köpeklerin içgüdüleri ve genetik aktarımlarıyla beraber gelişen kendilerine has davranışları vardır. Fakat onun tüm ihtiyaçları ve sevdiği şeyleri elimizde bulunduran biz insanların da köpeği doğru yönlendirmek için yeterince imkanı var.
Biraz ilgi ve doğru yaklaşımla beraber daha mutlu yaşayabileceğimiz bir köpeğe sahip olmak çok ta zor değil.

Kaprofaji (Dışkı Yeme)


Kaprofaji (Dışkı Yeme)


Sözlük anlamı dışkı yeme olan kaprofaji, kedilerde nadiren, köpeklerde ise sıklıkla görülen bir davranış bozukluğudur.


Pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkan bu davranış bozukluğu, stres, içgüdüsel davranış, alışkanlık ve ileri yaşlarda bazı metabolik ve sistemik hastalıklara bağlı olarak gözlenmektedir.

Kaprofaji, iyi beslenemeyen, özellikle de diyetinde yeterli protein ve mineral bulunmayan köpeklerde sık görülür. Ayrıca mallasimilasyon ve malabsorbsiyon gibi bir sindirim sistemi probleminin varlığında da görülebilir. Her iki durumda da amaç vücudun ihtiyacı olan gıdaları karşılayabilmektir.Genellikle bu soruna yatkın olanlar, sürekli kafeste tutulan, aşırı stres yaşayan ve yetersiz beslenen köpeklerdir.

Bu tür sorun yaşayan köpeklerde doğal olarak tekrarlayan parazit enfeksiyonları, kusma, ishal ve ağız kokusu gibi istenmeyen bulgular çok fazla olarak görülebilmektedir.
Sorunun çözümlenebilmesi için problemin nedenlerini çok iyi analiz etmek ve bu doğrultuda çözümler aramak gerekir. Psikolojik kökenli bir kaprofaji söz konus ise örneğin yalnız veya kafeste kapalı kalıyorsa, kıskançlık varsa, başka bir köpeği taklit ediyorsa yada sahibinin dikkatini çekme gibi bir durum söz konusu ise öncelikle bu faktörleri elimine etmek gerekir.

Yetersiz beslenme yada yeni doğum yapmış olması gibi bir durum söz konusu ise vücudun tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek dengeli bir mama seçmek, gerekirse hekiminizin uygun göreceği bir vitamin, mineral takviyesi yapmak problemin yaşanması ihtimalini asgariye indirir..
Dikkat çekmek gibi bir amaçla dışkı yeme söz konusu ise tepki vermeden ilgisini bir başka yöne çekmek, bir parça su vermek, oyuncak vermek gibi yöntemler denenebilir.


Sorunun devam etmesi durumunda veteriner hekiminize danışarak bir dışkı muayenesi yaptırmanız ve sindirilmemiş gıdaların dışkıda var olup olmadığına baktırmanız faydalı olur. Çünkü sindirilmemiş gıdaların tespit edilmesi durumunda hekiminizin sistemik bir problemin varlığını araştırarak uygun bir diyet düzenlemesi yapması gerekebilir.


Barınağının düzenli olarak temizlenmesine, yemek sonrası gezintiye çıkararak uzak bölgelerde dışkılamasına, gezintiler sırasında ağızlık kullanımına, stres faktörlerini mümkün olduğunca çözümlemeye ve tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği 
                                                                        bir mama kullanmaya özellikle dikkat edilmelidir.

Bu önlem ve tedavilerin yanı sıra köpeğinizi bu alışkanlıktan vazgeçirmek için dışkı yemeyi önleyici tablet veya dışkısına yaklaşmaması için uzaklaştırıcı olarak kullanılan bir takım spreyler denenebilir

Örneğin yavrunun temizliğini sağlamak amaçlı olarak veya vahşi yaşamdan gelen ve iz bırakmama amacıyla ile doğası gereği içgüdüsel olarak yapılabileceği gibi yavrunun dışkısındaki sindirilmemiş proteinleri almak amacıyla da yapılabilir. Yeni doğum yapmış bir annede bu davranışların görülmesi normal olarak karşılanmakla birlikte bu bir alışkanlık halinde devam ederse sorundur.

Kimi zaman da yavru döneminde bilinçsizce yapılan bu davranış bir alışkanlık haline gelebilir. Dışkı yemesine tepki ile cevap verildiğinde yavru dikkat çektiğini düşüneceğinden, sahibinin dikkatini çekmek istediği başka zamanlarda da dışkısını yiyebilir ve bu durum alışkanlık haline gelebilir.

Kaprofaji kolayca alışkanlık haline gelebilen bir sorundur. Bazı köpekler sadece kendi dışkılarını değil, başka köpeklerin veya kedi, at gibi diğer hayvanların dışkılarını da yeme eğilimindedirler. Bu da özellikle paraziter enfeksiyonlar başta olmak üzere pek çok hastalığın nedeni olabilir.