Türkiye' de Hizmet Köpeği Yokluğu

Günümüzde köpek eğitimi ve köpek davranışları üzerinde yapılan çalışmalar ilerledikçe köpeklerin kullanım alanları da artmaktadır. Köpekler bedensel ve zihinsel engellilerin eğitiminde, zihinsel gelişmelerinde ve yaşamlarında yardımcı olarak kulanılmaktadırlar.
Köpeklerin engellilere yardımcı olarak kullanılmaları görme engellilerle başlamış olsa da artık pek çok engelli insan için köpekler yardımcı olarak kullanılmaktadır.
Engelli insanlarla yaşayan ve onların bazı ihtiyaçlarında yardımcı olan köpekler engellilerin durumlarına göre sınıflara ayrılmakda ve yaptıkları işlere göre de isimlendirilmekdedirler.
Bu köpekler genel olarak bütün ülkelerde şu şekilde sınıflandırılırlar.
1- Görme engelliler için rehber köpekler (guide dogs)
2- İşitme engelliler için duyan köpekler (hearing dogs)
3- Görme ve işitme engelliler dışındaki bedensel engellilere yardımcı olan hizmet köpekleri (service dogs). Hizmet köpekleri bedensel engelliler için çeşitli yardımlarda bulunurlar. Örneğin tekerlekli sandalyeden yaşan biri için yere düşen objeleri alıp vermek, kapıları açmak, ışıkları yakıp söndürmek, çamaşır makinası doldurup boşaltmak gibi.
Engellilere yardım eden bütün bu köpekler ise yardım köpekleri (assitance dogs) ismi altında adlandırılırlar. Ayrıca terapi köpekleri olarak adlandırılan köpekler ise sadece engelliler için değil hastanelerde, huzur evlerinde, psikiyatri klinikleri, okullar ve benzeri yerlerde kalan herkes için görev yaparlar. Terapi köpekleri bu yerleri sahipleri ile düzenli olarak ziyaret ederek buradaki insanların köpeklerle temasını sağlarlarlar. Köpeklerin hasta insanlarla temasında onları rahatlattığı, tansinyonlarını belli ölçüde düşürdüğü, kalp atışlarını düzene koyduğu, onları meşgul ederek rahatlattığı, hastaların iyileşmelerini hızlandırdığı artık bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bazen terapi köpekleri psikiyatrik hizmet köpekleri olarak da ayrılabilmektedirler. Yukarıda verilen örneklerdeki bütün köpekler çalışan ve özel köpeklerdir.
Hizmet köpeklerinin yetiştirilmeleri ve eğitimi

Hizmet köpekleri özel köpeklerdir ve diğer köpeklerden ayrılırlar. Hizmet köpeği engelli sahibi ile onun girdiği heryerde onunla 24 saat beraber yaşar. Bu köpeklerin eğitimleri ve sosyalleşmeleri çok dikkatli ve yapılmalıdır. Bir hizmet köpeğinin eğitimi 6 aydan fazla sürmektedir. Genellikle hizmet köpeklerinin eğitimlerine yaşını geçtikten sonra başlanır. Köpeğin karakterinin belli olması için bu süre beklenmelidir. Eğitme başlanmadan önce köpeğin sosyaleşmesi için çalışılır. Hizmet köpeği olacak köpekler yavru iken yaşayacağı ortamda karşılaşacağı herşeye alıştırılmalıdır. Hizmet köpeği yetiştiren sivil toplum örgütleri gönüllü aileler bularak yavruları bu aileler içinde eğitime kadar büyümelerini ve sosyalleşmelerini sağlarlar. Hizmet köpeklerinin eğitilmeleri bir ekip işidir. Köpeğin sosyaleşmesi, eğitilmesi, köpeği sahiplenecek engellinin bu konuda eğitililip köpek için hazırlanması çeşitli uzmanlık alanlarında insanların birlikte çalışmasını gerektirir.

Hizmet köpekleri nerede ve kimler tarafından yetiştirilip eğitilirler
Yurtdışında hizmet köpeği yetiştirip eğiten ülkelerde bu işleri sivil toplum örgütlerinin yaptığı görülmektedir. Bu sivil toplum örgütleri kar amacı gütmeyen, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülerden alan, bağış ve yardımlarla kendi varlıklarını devam ettiren kuruluşlardır. Hizmet köpeklerinin işlerini yapacağı hale gelmelerine kadar geçen sürede onlar için yapılan harcamalar her engelli insanın karşılayacağı kadar uygun olmayabilmektedir. Bundan dolayı bu köpeklerin yetiştirilip eğitlmesini üstlenen sivil toplum örgütleri yetiştirdikleri köpekleri ücretsiz olarak engelli insanlara verirler.

Hizmet köpekleri yetiştiren ve eğiten sivil toplum örgütlerinde köpek eğitmenleri, psikologlar, veteriner hekimler, tıp doktorları, engellilerin eğtimlerinde çalışan öğretmenler gibi çeşitli uzmanlık dallarında insanlar gönüllü olarak ücretsiz çalışırlar.

Türkiye'de hizmet köpekleri  Hizmet köpeklerinin Türkiye'de yetiştirilip eğitilmesi ve engelliler tarafından kullanılması için henüz yukarıda bahsedilen tarzda bir sivil toplum örgütü bulunmamaktadır. Böyle bir kuruluş olsa dahi bu köpeklerin kullanımlarında bazı aksaklıklar olacağı muhakkadır. Hizmet köpekleri özel köpeklerdir ve eğitilmeleri dışında yaptıkları iş sırasında bulundukları ortamın çalışmalarına uygun olması gerekmektedir. Bu köpekler engelli sahipleri ile çalışırken etrafdan dikkatleri çekilmemeli, insanlar tarafında rahatsız edilmemelidirler. Hizmet köpekleri üzerlerinde uyarıcı "lütfen sevmeyin hizmet köpeğidir" gibi ibareler taşıyan yelekler ile görev yaparlar ve bunları gören insanlar da bu köpeklerin dikkatini çekmezler, sahibinin iznini almadan onları sevmez, dokunmazlar. Bu ibareleri taşıyan bu görev köpekleri kullanıldıkları çoğu ülkede sahibinin girdiği heryere girerler. Lokantalar, oteller, yüzme havuzları, spor salonları, sinema, tiyatro, belediye otobüsleri dahil sahibini girdiği heryere girerler. Bunlar o ülkelerde kanunlarla sağlanmıştır.

Türkiye'de böyle bir uygulama olması çok zor gibi görülmekdedir. Bizim ülkemizdeki sokak kedi ve köpekleri hizmet köpekleri için büyük bir sorun teşkil eder. Tekerlekli sandalyesinde yanında hizmet köpeği ile giden birisine o bölgenin sokak köpekleri saldırdığında engelli sahibi zaten sandalyede olduğu için bu köpekleri uzaklaştırmayacak, köpeğini koruyamayacaktır. Tekerlekli sandalyede oturan bir insan ayakta koşan bir insana göre köpek için tehdit edici görünmeyecek ve bu durumdaki bir insandan muhtemelen her sokak köpeği korkup kaçmayacak ve engellinin köpeğine saldırabilecektir. Sokaktaki kediler de hizmet köpekleri için dikkat çekici olacaklar ve köpeğin görevini yapmasını engelleyebileceklerdir. Köpek eğitiminde yüzdeyüz eğitim yoktur. Yüzde 80-90 lara çıkan bir oran da köpek iyi eğitimli denilir. Hizmet köpekleri komutlara yüzde doksa oranında uymalıdır. Bu yüzden de eğitimleri ve uygun köpeğin seçilmesi zaman almaktadır. Bu köpekleri eğiten kurumlar köpekleri her sene bazı testlere sokarlar ve köpekde herhangi bir gerileme olup olmadığına bakarlar. Hizmet köpekleri yüzdedoksan komutlara uysada sokak kedileri onlar için zaman zaman dikkat dağıtıc olackalardır. Diğer tarafdan ülkemizde çok sık gördüğümüz bilinçsiz köpek sahipleri de hizmet köpeklerinin sokaklarda çalışmasını engelleyecektir. Ülkemizde tasmasız köpek gezdiren, köpeğinin eğitimli olduğunu etrafa göstermek gibi saplantıları olan çok insan görmekdeyiz. Bu insanların köpeklerinin hizmet köpeklerine saldırmaları istenmeyen olaylara sebep verecektir. Tasmada bağlı dahi olsa saldırganlık gösteren ve diğer köpeklere havlayan, üzerlerine atlamak isteyen köpekler dahi hizmet köpeklerinin çalışmalarını engelleyeceklerdir.

Türkiye'de hizmet köpekleri engelli sahipleri ile halka açık olan çok fazla yere gidemeyecekler, toplu taşıma araçlarını kullanamayacaklardır. Örneğin otel, lokanta, spor salonu, pastahane, berber gibi yerlerin çoğuna, belki de tamamına alınmayacaklardır. Bu yerlerden bazılarının girmelerine izin verdiğini farzetsek de bu sefer burada bulunan diğer müşteriler tarafından istenmeyeceklerdir. Türkiye'de köpek kendilerine hiçbir zarar vermese, rahatsız etmese dahi onlardan korkan, rahatsız olan, onları istemeyen insanlarla doludur. Bu konuda bir kanun çıkmadığı sürece engellilerin köpekle girmek istedikleri yerlerden çıkarılmalarına karşı herhangi bir kanuni yaptırım uygulanamayacaktır.
Yukarıda sayılan bütün olumsuzluklar Türkiye'de hizmet köpeklerinin kullanımını engeller. Fakat bu kadar olumsuzluk karşısında Türkiye'de engellilerin de köpek sahibi olma, hizmet köpeklerinden yararlanma hakkları vardır. Köpek hizmet köpeği olarak görev yapmasa dahi engelli bir insanın köpekle yaşaması, onun karşılıksız sevgisini alması o insana mutlaka yararlı olacaktır.
Türkiye'de yabancı ülkelerdeki gibi hizmet köpekleri kulanıllmasa da bazı kısıtlamalarla gene de bu tür köpekler kullanılabilir, ya da ileride yapılacaklar için ilk adımlar atılabilir.

Korkmadan Saygı & Teslimiyetsiz Sevgi & Dominant Olmayan Otorite

KORKMADAN SAYGI & TESLİMİYETSİZ SEVGİ & DOMİNANT OLMAYAN OTORİTE

Köpek davranışlarının incelenmesinde ve eğitiminde köpekleri kurtlarla karşılaştırmak ve kurtun köpeğin atası olduğu, buna göre de davranışlarında kurtlara benzediği teorisi 1940'larda ortaya atılmış ve halen bazı kesimler tarafından savunulmaktadır. Bu teoriye göre kurtlardaki sürü hiyerarşisi insan ile köpek ilişkilerinde kulanılmak istenmiş ve bunun için de bazı uygulamalar yapılmıştır. Sürünün başlangıcı baskın (dominant) karakterli bir dişi ve erkek ile olur. Bunlara alfa çifti denilmektedir. Sürünün lideri bu iki kurttur. Bunlar birbirleri ile koordineli çalışırlar. Sürünün nereye gideceğine, ne zaman, ne avlanılacağına, nerede yatılacağına karar veren alfadır. Alfa liderlik teorisine göre köpeklerde de bu sürü içinde yaşama güdüsü bulunduğuna ve sürü içinde yaşamasalar bile yaşadıkları insan ailesini bir sürü olarak algıladıkları ve kurtların sürü içindeki davranışlarına benzer davranışlar sergilediklerine inanılır. Bu düşünce ile köpeğin insanlar ile uyumlu olarak yaşayabilmesi, insana karşı itaatkar olması için sürü lideri alfa rolünü insanın alması istenir. Bunun için de alfanın sürü içinde hakimiyetini sağlayan ve devam ettiren karakteristik davranışlarını insanın üstlenmesi gerektiği savunulur.

Köpeğin lideri olmak için yapılması önerilen bazı davranışlar ise şunlardır;

- Alfa diğer sürü üyeleri ile arasında olan her mücadeleyi kazanır.
Köpeğinizle oynarken her oyunu siz bitirin. Zaman zaman size karşı geldiğinde yere yatırın ve üzerine bastırarak bir müddet hareketsiz kalmasını sağlayın.

- Alfa ilk önce yer, diğerleri beklemek zorundadır.
Köpeğinize yemek vermeden önce önünde siz yemeğinizi yerken onu bekletin sizin
yemeğiniz bittikten sonra ona verin.

- Alfa sürü üyelerinin içinde diğerleri tarafından en fazla ilgi görenidir. Diğerleri alfadan.başkasına bu kadar ilgi gösteremezler. Bunun yanında kendisi çok nadiren diğerlerine ilgi.gösterir ve gidip onları yalar.
Köpeğinizi sadece siz istediğiniz zaman sevin o size kendini sevdirmek için yanaştığında sevmeyin.

- Alpha diğerleri ile göz göze gelir ve bu göz temasında kesinlikle kendi gözünü onlardan önce kaçırmaz ve böylece kendi hakimiyetini karşısındakine hatırlatır.
Köpeğiniz ile göz teması kurduğunuzda gözünüzü ondan evvel kaçırmayın.

- Alfa istediği yerde yatar, onun yatmak istediği yerde başkası varsa kalkmak zorundadır.
Köpeğiniz yolunuzun üzerine yatmışsa onu kaldırın ve yattığı yerden geçin

- Alfa her zaman önde gidendir, her yerden önce o geçer. 
Kapılardan, dar yerlerden ilk önce siz geçin sonra köpeğiniz geçsin.

Günümüzde, yukarıda verilenler ve benzeri başka öneriler uygulandığı zaman köpekle insan arasındaki ilişkinin sağlıklı olamayacağı, köpeklerin kurtlardan çok farklılıklar gösterdiği, kurtlar gibi davranmadıkları, insanları köpek gibi görmedikleri için 1940'lı yılların teorisi olan alfa rolü artık insan köpek ilişkisinde konuyla ilgili bilim çevreleri tarafından kabul görmemektedir.

Günümüzde liderlik teorisini destekleyen köpek davranışları ve köpek eğitimi üzerine yazılmış çok sayıda kitap ve bu teoriyi savunan ve eğitimlerinde kullanan eğitmenler de bulmanız mümkündür. Fakat artık hayvan ve köpek davranışları konusunda akademik eğitim veren üniversite ve benzeri kurumlarda bu teori desteklenmez.

Bu konuda kurtlar ve köpeklerle ilgili geçmişi olan ve tanınmış bazı kişiler ise şunları söylemektedirler;

Kuzey Amerika yaban hayatı federasyonu başkanı ve Indiana kurt parkının kurucusu etolojist Prof.Dr.Erich Klinghammer şöyle demektedir;

"Benim için alfa rolü denilen bu pratiklerin uygulanması anlamsızdır. Bu bağlamda insanların köpeklere uyguladıkları ile kurtların yüksek mertebedeki kurta teslim olmaları birbiri ile örtüşmez. Kurt parkında bizler kendi yetiştirdiğimiz kurtlara dahi bunları uygulamayız.Kurt parkında dominant saldırılar çok nadir yaşanmaktadır. Tercih edilen strateji boyun eğmek ve kaçmak olmaktadır. Eğer ben kendi yetiştirdiğimiz bir kurtun üzerinde fiziksel olarak dominant baskı kurmaya teşebbüs etsem ya kaçar, ya da bana saldırır. Gerçekten de kurtlar ile köpekler arasında büyük farklılıklar vardır."

Köpek üreticisi, eğitimci ve davranış danışmanı Ken McCort ise "ben plesanta yemek, dışkılar üzerinde yuvarlanmak, yüz yalamak gibi normal köpek davranışlarında bulunmam çünkü köpek değilim" demekte ve şöyle devam etmektedir. " Eğer yöresel bir kaç yabancı kelime konuşursanız çevre halkı oralı olduğunzu düşünebilir, köpeklerin birkaç hareketini taklit etmek bizi köpeklere benzetmez. Bu tekniklerden benim gördüğüm sadece köpeklere karşı olan kabaca davranışlardır. Benim köpekler ve kurtlar üzerindeki izlenimim bu tür bir disiplinin aralarında seyrek uygulandığıdır. Esasında sürü içinde alt mertebedeki kurtların boyun eğmeleri kendi istekleri ile olmaktadır. Sık olarak duyduğum bir şey annenin yavruları sütten kesmek için zor kullandığı, onları hareket edemez halde tuttuğudur. Halbuki izlenimlerim kurtların ve köpeklerin yavrularının süt emmeyi bırakmasını onları engellemek yerine onlardan kaçınarak yaptıklarıdır. Sürü lideri fiziksel olarak bireyleri tek tek kontrol etmekden ziyade bölgeyi kontrol altında tutar. Liderlik için uygulanan gülünç teknikleri uygulamak yerine bu doğrultuda bakmamız gerekmektedir."

Biyoloji profesörü, sürü koruma köpekleri projesi kurucularından ve köpekli kızak yarışcısı Dr. Raymond Coppinger ise "Evrimsel bir terim olarak kurt soyundan geliyor demek köpekler kurtdur veya kurt davranışları gösterirler demek değildir." demektedir.

Alfa-lider teorisine göre bir köpeğin sahibi ve diğer insanlara ve diğer köpeklere karşı sergilediği davranışlara bakılarak köpekler dominant ve sürü lideri olarak adlandırılmaktadırlar.

Köpekleri dominant lider- alfa olarak tanımlayan davranışlar ise şunlardır;
1- Köpek yemeğini yerken insan vediğer köpek ve hayvanlar olmak üzere kimseyi yanına sokmuyorsa, yaklaşana saldırıyorsa (yiyecek sahiplenme)
2- Köpek ona verilen oyuncakları veya evdeki değişik nesneleri sahiplenip bunların yanına kimseyi yaklaştırmıyorsa (obje sahiplenme)
3- Köpek sahibini veya evdeki diğer insanları veya evdeki diğer hayvanların hepsini veya bazılarını sahipleniyorsa ve kimseyi onların yanına yaklaştırmıyorsa (obje sahiplenme(canlı))
4- Köpek belli bir alanı sahipleniyorsa örneğin yattığı yeri, bir divanı, bir odayı, veya bahçede bir yeri ve buralara kimseyi sokmuyorsa (alan sahiplenme)
5- Köpek vücudunun bazı yerlerini veya tamamını kimseye elletmiyorsa (obje sahiplenme(kendisi))

Köpeklerin sergiledikleri bu davranışlar dominant"lıkla ilgili olmayıp köpeğin davranış yapısında olan doğal davranışlarıdır. Bu davranışların şiddetleri köpekden köpeğe değişir bazılarında abartılı olarak öne çıkar.

Dominantlığın (baskınlık) sözlük anlamı "Etolojide, aynı türden bir canlının, yaşam alanı, yiyecek, kızışma dönemindeki dişiler, vb. anlamında kaynakları kullanma önceliğiyle ve diğer üyeleri kontrol etmesiyle tanımlanan bir davranış biçimi. Bu davranış biçimi insanda ilişkiyi kontrol etme, yönlendirme, belli bireylerin veya grupların davranışlarını, yaşayışını, kaynaklara erişimini kontrol etme, vb. şeklinde kendini gösterir." olarak açıklanır.
Yukarıda dominatlık olarak belirtilen davranışlar ile sözlük karşılığında belirtilen bazı davranışlar esasında sadece sürü liderlerine ait olmayıp, sürü içersindeki her bireyin hayatta kalması için baş vurabileceği davranışlardır. Örneğin yaban hayatında her hayvan hayatta kalabilmek için yiyeceğine sahip çıkmak zorundadır. Yiyeceğini sahiplenmek sadece sürü lideri olan alfanın tekelinde değildir. Kurtlar ile köpekler arasında obje sahiplenme ve dominantlık arasında çok az benzerlikler vardır. Bütün kurtlar hiyerarşik seviyelerine bakılmaksızın birbirlerinden yiyecek çalmaya teşebbüs ederler ve yiyeceklerini korurlar. Doğal olarak sürü içersinde güçlü olanlar yakalanan avı önce yerler bunlarda alfa ve beta kurtlarıdır. Fakat düşük seviyedeki omega ve arada kalan diğer üyeler dahi ellerine geçirdikleri yiyecekleri diğer bütün kurtlara karşı korurlar. Yiyecek çok olduğu zaman hiyerarşik düzen geçerli değildir, bütün sürü üyeleri aynı anda yiyeceği paylaşırlar. Esasında yiyeceğin az olduğu zaman en güçlü olanlar önce yemektedir. Bu diğer hayvanlarda da görülür. Güçlü olan yiyeceği alır doyduktan sonra kalanları alanlar güçlülerin elinden yiyeceğini almayacak olan güçsüzler dir.

Kurtlar ve köpekler aynı familyadan olabilirler fakat aralarında çok bariz değişiklikler vardır. Köpeğin kurt soyundan geldiği insanlar tarafından evcilleştirildiği ve insanla yaşaması öğretildiği ile ilgili çeşitli teoriler vardır. Köpeğin nereden geldiği ile ilgili herkesin üzerinde birleştiği kesin bir bilgi yoktur. Son zamanlarda gittikce güçlenen inanış ise köpeğin insanlar tarafından yaban hayatından diğer köpekgiller ailesi içinden seçilip alınmadığı aksine köpeğin insanı seçtiğidir. Köpek avlanmayı tercih etmeyip insanların yaşama alanlarına yaklaşıp onların artıklarıyla beslenmeyi tercih etmiş olabilir ve bu sayede de insan tarafından alınıp evcilleştirilmiştir. Yaban hayatında etoburların bazıları taze avla beslenirken bazıları leş yiyebilmekte, bazıları iki şekilde de beslenebilmektedir. Köpek leş yiyebilen ve diğer hayvan ve insanların artıklarıyla hayatını devam ettirebilen bir hayvandır. Kurt ise genellikle bunu yapmaz. Yaban hayatında aç kalan kurt genellikle kışın zor şartlarında köylere yaklaşır fakat buralarda zorunlu olmadıkça çöpleri karıştırmaz, öncelik olarak köy civarında köpek dahil olmak üzere çiftlik hayvanlarını av olarak arar. Anadoluda kurtlar sadece kışın zor şartlarında köy etrafına inerler ve bazı yerlerde köydeki köpek popülasyonunu bu kurtlar dengeler. Geceleri köy içlerine kadar girerek avlayabildikleri köpekleri avlarlar. Bu gibi durumlarda köylüler kurtla baş edemeyecek köpeklerini kapalı tutarlar.

Kurtlar ile köpekler arasında hem yaşayış tarzları, hem fiziksel özellikleri, hem de davranış olarak farklılıklar vardır. Kurt ile köpek arasındaki en bariz fiziksel ayrılık kurt beyninin köpekden büyük olduğudur. Eğer 45 kiloluk bir kurt ile aynı kiloda bir köpek kıyaslanırsa köpek kafasının kurdunkinden yüzde 20 daha ufak olduğu görülür. Eğer kafatasları hemen hemen aynı olan kurt ile köpeğin beyni birbiri ile kıyaslanırsa köpek beyninin yüzde 10 oranında daha küçük olduğu görülür.
Köpeklerin derileri kurtlara göre daha kalındır. Köpekli kızak yarışcısı Coppinger'lar Eskimoların köpek derisinden olan pantolonlarının kurt derisine göre daha fazla dayandığını ve dikerken yırtılmadığını anlattıklarını söylemektedirler. Kurtların dişleri de köpeklerinkinden daha büyüktür.
Kurtları ile köpeklerin gelişimleri de değişik olmaktadır. Örneğin kurt yavrularının 19 günlükken korku tepkilerinin başlaması köpeklerde değişik ırklar arasında farklılıklar gösterir. Köpeklerde bu evre ırkına göre değişiklik göstererek 6 ile 8 haftalıkken başlar.
Kurtun seksüel olgunluğa ulaşması 2 seneyi alırken, köpekde 6-9 aydır. Dişi kurt senede bir kere kızana gelirken, köpek iki kere gelmektedir. Kurt havlamaz ve seyrek olarak grup halinde tehdit altında ulurlar fakat köpeklerde grup halinde uluma pek çok durumda yaygındır. Karşılaşmalardaki yüz yalama kurtlarda köpeklere göre daha az görülür. Eğitilebilirlik kurtda çok düşükken köpekde çok fazladır. Allomimetik davranış (Hayvanların, aynı düzeyde karşılıklı uyarım ve eşgüdümle aynı etkinliği yaptığı bir davranış.) kurtlarda kuvvetliyken köpeklerde sadece beagle, foxhound vs gibi tazı ırklarında yüksektir.
Kurtlar her zaman sürü oluşturmazlar. Bazı popülasyonlar hiçbir zaman sürü hayatı yaşamazlar. Gene kurt familyasından olan kızıl tilki sürü hayatı yaşamaz. Dolayısı ile her kurt, kızıl tilki ve köpek gibi diğer kurt familyasından hayvanlar sürü hayatı yaşamazlar ve sürü davranışları göstermezler.

Kurtlardan pek çok farklılıkları olan köpeklerin insanlarla yaşarken insanları ait oldukları bir sürünün üyesi gibi algılamaları ve kurtların sürü içerisinde ki davranışlarının aynısını insanlara karşı göstermelerini söylemek yanlış olmaktadır. Zaten günümüzde modern köpek eğitimi ve davranış uzmanlığı ile ilgili bilimsel çalışmalar bunu desteklememektedir.
Köpekler insanları köpek olarak algılamazlar. Çünkü bizler köpeklerin davranışlarında bulunmayız. Öncelikle dört ayağımız üzerinde yürümeyiz, kuyruğumuz yoktur, kulaklarımızı onlar gibi oynatamayız. Köpekler kuyrukları ile kendilerini ifade ederler ve aralarında iletişimin bir bölümünü sağlarlar. Kulaklarını da gene kuyrukları gibi kullanarak geriye yatırarak vs. iletişimlerinde kullanırlar, zaman zaman diş göstermek, sırt tüylerini kabartmak da bu iletişimin içine girer, Bizler bunların hiç birini uygulayamayız.. Dolayısı ile köpekler bizle, kendi aralarındaki köpek dilinde bu tür iletişimlerde bulunamazlar. Bunlar, onların bizim köpek olmadığımızı algılamasına yeter. Alfa - lider teorisini kabul edenler köpeklerini eğitirler, onlara otur, yat, bekle, gel gibi davranışları öğretirler ama hiç bir alfa kurt sürüyü eğitemez. Onlara nasıl oturacaklarını, yatacaklarını vs. öğretemez, onlara tasma takıp gezdiremez, bir yere bağlayamaz.

Alfa - lider köpek teorisini kabul edenlerin köpeğin lideri olmak için yaptığı bazı davranışları yukarıda belirtmiştim. Acaba köpek bu davranışlardan nasıl etkilenmektedir ve ne anlamaktadır? Bu davranışların bazıları sonuç alabilir ama anlatıldığı ve buna göre de düşünüldüğü gibi bir etki köpek de olmamaktadır.
Örneğin kurtlar olsun, köpekler olsun eğer çok miktarda yiyecek varsa, ya da yiyecek yenilebilirlik olarak fazla değerli değilse onu sahiplenmede daha az şiddette, bazen de hiç olmamaktadır. O zaman denebilirmi ki yiyecek az olduğu zaman köpek veya kurt dominant ve lider olmakta, yiyecek çok olduğu zaman olmamakta. Köpek parka gitmek için tasmaya olanca gücüyle asılırken böyle bir köpeğe dominant, lider köpek derken, köpek tasması açılıp parkda koşup oynadıktan sonra yorulup eve dönerken tasmayı çekmediği zaman köpek artık lider değil ama ertesi gün tekrar parka giderken tasmayı çektiğinde tekrar dominant, lider oldu denebilirmi? Liderlik gün içinde ve zamana göre devamlı değişiklik göstermez. Kurt sürüsünde alfa kurt zaman zaman liderliği başka bir kurta verip sonra geri almaz ya da bazı zamanlar vazgeçip sonra tekrar lider olmaz. Yukarıda belirtilen bu davranışların liderlikle bir ilgisi yoktur. Her hayvan hayatta kalabilmek için yiyeceğini sahiplenmek zorundadır. Eğer yiyecek fazla ise böyle bir endişesi de olmaz ve onu o an için sahiplenmez. Eğer köpek tasmayı çekiyorsa bu davranışı işe yaradığı için yapıyordur. Çünkü çektikce amacına ulaşıyor parka gidebiliyordur. Eğer siz köpeğe vereceğiniz eğitimle tasmayı çekmemeyi öğretirseniz ve çekmeden parka giderse köpek bundan sonra tasmayı çekmeyecektir. Tasmayı çektiği zaman parka giderse tasmayı çekmenin ödülü parka ulaşmak olur. Tasmayı çekmeden parka giderse tasmayı çekmemenin ödülü gene parka ulaşmak olur. Fakat bütün bunlar düşünülmezse ve tasmayı çeken köpek dominant, lider köpek denirse ve liderliği almak için ona yukarıda belirtilen davranışlar uygulanırsa köpek bunlardan birşey anlamaz. Hatta bazı durumlarda işleri daha da kötüleştirir. Köpeğin önünde yemek yemek ve daha sonra köpeğe yemeğini vermek köpeğin yiyecek sahiplenmesini önlemez. Sadece karnı aç olan bir köpeğe eziyet etmiş olursunuz. Köpeğin elinden liderliği alacağım diye yere arka üstü yatırıp bastırarak hareketsiz tutmakla köpek hiçbir zaman tasmayı çekmemeyi öğrenemez ve bu yapılanları hiçbir şeyle ilişkilendiremez. Sadece sizden korkmasına, sinmesine yol açarsınız size olan güveni sarsılır.

Köpeklerde liderlik ve dominantlık diye tanımlanan yukarıda 5 madde halinde verdiğim davranışları önlemek için mutlaka yapılması gerekenler vardır. Fakat bunlar gene yukarıda bahsedilen ve köpeğin lideri olmak için yapılması önerilen davranışlar olmamalıdır. Çünkü bu yapılanlar köpek için birşey ifade etmez aksine köpekle sahibi arasındaki güvenin sarsılmasına sebep olur.

Köpeklerin beyinlerinin büyük bölümü 4 aylarını bitirene kadar şekillenir. Köpek beyni yavru 4 aylık olana kadar büyümesinin yüzde 80'lik bölümünü tamamlar. Bu da kritik period içersinde olmaktadır. Eğer bu dönem içinde köpek beyni gerektiği gibi çalıştırlırsa gelişimide ona göre olur. Çocuklukta gelişmekte olan herhangi bir uzvunuz çalıştırılmazsa o uzuv zayıf kalır. Örneğin bir çocuğu fazla yürütmezseniz ayakları zayıf kalır, kolunu hiç kullandırmazsanız kolu zayıf kalır, beyin de böyledir. Gelişirken ne kadar egzersiz yaparsa o kadar gelişir. Kritik dönem denilen bu dönemde yavru köpeklere yapılacak davranışlar ilerde alfa-lider diye tanımlanacak köpek davranışlarının oluşmasını engeleyebilir. Fakat klasik yöntemlerle eğitim yapanlar köpeklerin 6 aylık olana kadar eğitime başlamamaları gerektiğini söylemeleri sonucu bu dönemde yapılması gerekenlerin bazıları kaçırılmış olur. Köpek 2 aylıkken anne ve kardeşlerinden ayrıldıktan sonra hemen eğitimine ve sosyaleştirilmesine başlanmalıdır. Kritik periodun bitiminden sonra bazı şeyler için çok geç olamaktadır. Yavru köpek için anne karnından başlamak üzere kritik periyodun sonuna kadar süren zamanında bazı yapılması gerekenler vardır.

Köpekleri alfa-lider, dominant, olarak tanımlayan davranışlarının önlenmesi için kritik period içerisinde yapılması gerekenler kabaca şöyle açıklanabilir;

Köpeklerin ilerde yiyecek sahiplenmesini önlemek için yapılacaklar daha anne yanında iken başlamalıdır. Yavrular yemek yemeye başladıkları zaman çok iyi gözlemlenmelidir. Eğer toplu halde yemek yerlerken aralarında diğerlerine karşı hırlayan, diş gösteren ve saldıran yavrular olursa bu yavrular mutlaka ayrılmalı ve kendi başlarına yemek yedirilmelidir. Kardeşlerle beraber geçirecekleri bu zamanda buna müsaade edilirse yavru bu davranışları daha yaşamının ilk safhasında öğrenmiş olacak ve yeni evine geldiği zamanda devam ettirecektir. Ayrıca topluca yemek verilen yavruların önüne konulan yemek az miktarda olursa böyle durumların yaşanacağı da unutulmamalıdır.
Yavru eve geldiği zaman her yemek vaktinde, saldırganlık göstersin veya göstermesin çalışmalar devam etmelidir. Yemeğini verirken yanında durulmalı, zaman zaman yediği yemek önünden alınıp geri konulmalıdır. Bu işlem yapılırken geri konulan mamanın içersine yavrunun yediği mamadan daha çok seveceği yiyecek bir parça konulmalıdır. Yemek yiyen yavru da zaman zaman yemek yerken yavaşca okşanmalıdır. Eğer hırlama, diş gösterme gibi davranışlarda bulunursa yiyecek kabı hemen önünden alınmalı sakinleşince tekrar konulmalıdır. Yavru bir müddet sonra hırlamadığı veya diş göstermediği zaman mama kabının içinde daha çok sevdiği bir yiyeckle beraber geri geldiğini öğrenmeye başlayacaktır. Bu arada köpeğe otur, yat gibi davranışlar öğretilmeye başlanmalıdır. Yiyecek vermeden önce köpek otur komutuyla oturtulup kısa bir süre bekledikten sonra mama kabı köpeğin önüne konmalıdır. Her mama kabı alındığında köpek otur komutuyla oturmadan mama kabı tekrar verilmemelidir.

Yavru köpekle oynarken ağzındaki veya önündeki oyuncaklar sık sık alınıp gene geri verilmelidir. Eğer köpek hırlama, diş gösterme yapıyorsa otur komutuyla oturtulmalı ve diğer bir oyuncak gösterilmeli ona hamle yaparken ağzında tuttuğu oyuncak alınmalı bu arada da yiyecek ödülü verilmelidir. Bu egzersizler değişik oyuncaklarla değişik yerlerde sık sık tekrarlanmalıdır.

Yavrunun alan sahiplenmesini önlemek için ise oyuncaklarla yapılan egzersizin benzeri yapılmalıdır. Yavru öncelikle devamlı yattığı kafes, minder gibi yerde bulunurken yanına gidilip çağrılmalı ve yerini terk ettiği zaman ödüllendirilmeli, sevilmelidir. Köpek ev içinde bakılıyorsa divan, kanape gibi yerlere çıkıyorsa buralardan komutla indirilmeli ve ödüllendirilmelidir. Köpekle hedef çalışması yapılmalı, komutla belli yerlere yönlendirilip tekrar çağrılmalıdır.

Yavru köpek sevilirken vücudunun kuyruk, karın gibi bölgelerine ellenilmesinden hoşlanmayabilir, buralarına dokunulduğu zaman hırlayıp diş gösterebilir ve ısırabilir. Bu davranışları engellenmezse ileride, özellikle veteriner muayenelerinde sorun olur. Yavru köpek eve geldiği andan itibaren vücudunun her bölgesine değişik kişiler tarafından dokunulmaya alıştırılmaya başlanmalıdır. Bunun içinde uygulanacak egzersizler de yukarıdakilere benzer. Yavru köpeğin vücudunun istemediği yerlerine dokunduktan sonra sevdiği yiyeceği verilir. Mama vakti maması verilmeden bu işlemler yapılır köpek sakinleşince de maması verilir.

Bütün bu egzersizler yapılmadan önce yavruyu clickera veya başka bir ikincil pekiştirici olacak sese şartlamak ve operant şartlanma yöntemiyle otur ve yat davranışlarının öğretilmesine başlamak çok yararlı olur. Her köpek 2 aylık olup anne yanından ayrıldıktan sonra komutla otur ve yat davranışını öğrenebilir. Köpeğin bunları öğrenmesi için 6 aylık olmasını beklemenize gerek yoktur. Bir köpeğe otur ve yatı öğretmek için eğitimciye gerek yoktur, herkes bunu başarabilir. Otur ve yatı öğrenen yavru ile yukarıda anlatılan egzersizleri yapmanız daha rahat olacak ve yavru üzerinde kontrol sağlıyabileceksiniz.
Yetişkin köpeklerin alfa-lider, dominantlık olarak tanımlanan bu istenmeyen davranışlarının düzeltilmesinde de yukarıda bahsedilen egzersizlerin benzerleri yapılmaktadır. Fakat köpeğin ırkına göre bazı köpeklerle bu tür çalışmalar yapmak riskli olabilir. Konunun uzmanından gerekli yardımı almak en doğrusudur.

Köpeklerde Kuru Mama Yememe Problemi ve Kuru Mamaya Alıştırmak


Kuru mamalar günlük hayatımızda dostlarımızın beslenmesini bizim için kolaylaştıran ve dengeli içerikleri sayesinde köpeklerimizin temel besin kaynağı ihtiyaçlarını karşılayan ürünlerdir. Ancak dostumuz kuru mama yemiyorsa burada bir sorun var demektir ve kuru mamayla beslemek istiyorsanız ve dostunuz buna karşı çıkıyorsa bu yazımızda ne yapmanız ve ne yapmamanız gerektiğini size detaylı bir şekilde açıklayacağız.

  Hiçbir yerde bulamayacağınız bu ayrıntılı ve uzun makaleyi bir solukta okuyacağınızı ve dostunuzun artık kuru mamasını tabağında bırakmayacağını umuyoruz. Öncelikle kuru mamayı neden yemek istemediğini bulmak gerekiyor. Bunları sıralayacak olursak:



  • Yavruların kuru mamaya alışamamaları
  • Kuru mamayı dişleriyle kıramamaları
  • Kuru mamayı sevmemeleri
  • Ev yemeklerine alışmaları
  • Sürekli aynı kuru mamayla beslenmeleri
  • Sıcaktan bunalmaları
  • İştahlarının kapalı olması
  • Hastalık
  • Travma
  • Korku
  • Diğer faktörler



  Tüm nedenleri sıraladığımıza göre en baştan başlayarak hepsine birer açıklama getirelim. İlk olarak yavru köpeklerin kuru mamayı yiyememelerinden başlayalım. Yavru köpekler anne sütünden kesildikten sonra direkt olarak kuru mamayla beslenmelidirler. Başlarda yadırgama ve alışma sorunları ile karşılaşılacaktır ancak kuru mamayı yumuşatarak kaşıkla vermek bu iki soruna da çözüm olacaktır. Daha sonradan yumuşatma miktarını azaltarak ve mama kabından yemesini sağlayarak bu iki problemin de çözüldüğünü göreceksiniz. Bu esnada kesinlikle köpeklere farklı bir gıda ya da süt vermeyiniz. Özellikle kuru mamayı süt ile yumuşatmayınız. Kuru mamayı ya sıcak et, tavuk suyuyla yumuşatarak verin ya da sıcak suyla yumuşatarak verin. 



  İkinci nedene geldiğimizde diş problemi yaşayan köpekler kuru mamayı kırmakta ve parçalara ayırmakta zorlandığını görürüz. Bunu anlayabilmek için kemirme oyuncaklarıyla nasıl oynadığına, sert gıdaları nasıl tükettiğine ve ağzını açıp dişlerini kontrol ederek bir problem olup, olmadığını anlayabiliriz. Diş problemi oluşan köpeklerin direkt olarak veterinere görünmeleri ve o esnaya kadar mamalarının et suyu, tavuk suyu gibi sıcak sıvılarla yumuşatılıp verilmesi ardından da diş temizliği için fırçalanması gerekmektedir.



  Köpekler, 3 aylıktan itibaren kuru mamaları severek yiyeceklerdir çünkü iştahları son derece açık olacak ve daha önce farklı tatlar tatmadıkları için kuru mamaları bayılarak yiyeceklerdir. Ancak buradaki en önemli nokta bu alışkanlığın yetişkinliğinde de devam etmesidir. Kuru mamayla beslenen bir köpek sürekli olarak farklı tatlar ve farklı kokular alırsa, siz yemek yediğinizde sizden dilenip, sürekli yediğiniz şeylerden yerse kuru mamadan soğuyacaktır. Burada en önemli nokta onlara kuru mama dışında başka birşey vermemenizdir. Ne kadar dilenirse dilensin kuru mamadan soğumamaları için farklı gıdalar ile beslenmemelidirler. Buradaki kritik nokta ise siz yemek yediğinizde masadan ya da sizden yemek dilendiğinde sizin ona vermenizdir. Eğer kuru mamayla besleyecekseniz ona yavruluk döneminde her istediği şeyi vermeyecek ve farklı gıdalarla beslemeyeceksiniz. Kaliteli bir kuru mama köpeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacağından sizin verdiğiniz gıdalar köpeğinizin sadece damak tadının değişmesine yol açacaktır. Eğer yoğurt gibi gıdalar verecekseniz kuru mamasına az miktarlarda katmanızı öneririz.



  Köpekler de insanlar gibi sosyal, seçici canlılar olduklarından ömrünün sonuna kadar aynı şeyi yemeyecek ve bu durum ona diretilirse açlık grevine çıkmakta geç kalmayacaktır. Köpekler de farklı tatlar ve farklı kokular almak ister. Dolayısıyla her pakette bir ya da o mamayı iştahla yemeyi bıraktığında mamasını değiştirmenizi öneririz. Eğer bu durumla başa çıkılmazsa bir süre sonra kuru mamaya da önyargıyla yaklaşacak ve kabında gördüğü zaman kabın yanına yaklaşmayacaktır. Dolayısıyla dediğimiz gibi mamasını da sürekli değiştirmek kuru mamadan soğumasını engelleyecektir.



  Çoğu köpeğin baş düşmanı ise sıcak hava.. Sıcak hava bir köpeği son derece pasif kılacak bir etmendir. Sıcak havalar köpeğinizi bunaltacak ve iştahını kapatacaktır. Dolayısıyla tüm köpekler havalar ısındığında daha az yerler hatta sıcaklığın derecesine göre hiç yiyemeyecek duruma gelebilirler. Burada en önemli nokta ise öğünlerinin zamanının değiştirilmesi, öğünlerinin sabah ve akşam serinliğinde verilmesidir. Sıcaklar dolayısıyla iştahının kapanmasını dert etmenize gerek yoktur bu geçici bir durumdur.



  Köpeklerin iştahının olmaması ise sağlıksal bir sorundur. Eğer kuru mama dışında başka bir gıda da yemiyorsa işhtahı kapalı demektir. Bu sorun çok ciddi olabileceği gibi düzeltilmesi kolay bir durum da olabilir. İştahı kapalı bir köpeğe bira mayası tableti, balık yağı gibi takviyeler yapılabilir ancak önce veteriner tarafından muayene edilmesi gereklidir çünkü yaşamsal fonksiyonlarında bir sorun olma ihtimali de yüksektir. Bu çok ciddiye alınması gerekilen bir durumdur. Bu yüzden bu konudaki en mantıklı yorumu veterineriniz yapacaktır. Ancak böyle ciddi bir durumda hiçbir şey yapmayıp sadece mama önerisinde bulunursa o veterinerden hızla ayrılmanızı da tavsiye ederiz.



  Hastalık ise köpeklerin iştahını kesen onlarca durumdan yalnızca biridir. Bağırsak düğümlenmesi, karaciğer iltihaplanması, kanlı ishal, gençlik hastalığı gibi önemli hastalıklarda köpeklerin iştahı kesilmektedir. Bu durumda yapılabilecek tek şey veteriner tarafından kontrol altına alınması ve serumla beslenmesi olacaktır. Büyük hastalıklar gibi küçük ve varlığından haberdar olamadığımız hastalıklar da köpeklerin iştahını kesmektedir. Karaciğer iltihaplanması ve bağırsak düğümlenmesi gibi hastalıklardan veterinerler tarafından muayene edilmediği sürece varlığından haberdar olunamaz ve bu gibi hastalıkar köpeklerin iştahını keserek daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu durumun yaşanmaması için eğer nedensiz yere bir iştahsızlığı varsa veterinere götürmenizi tavsiye ederiz.



  Travma geçirmiş bir köpeğin de iştahı kesilebilir. Travma ve korku faktörleri bir köpeğin beslenmesinde oldukça etkili bir olumsuz etki yaratabilir. Köpek aç olduğu halde dış etkenlerden ve güvende olmadığını hissettiğinden dolayı mamasını iştahla yemeyebilir. Bu gibi durumlarda profesyonel eğitim almaktan başka bir çare yoktur. 



  Diğer faktörlere gelirsek bunlar saymakla bitmeyecek çeşitli somut ya da soyut şeylerdir. Örneğin mama kabını sevmeyebilir, kap kirli olduğu için mama onu cezbetmeyebilir, mama kabı bulunduğu odanın içinde ona uygun gelmeyebilir. Bunun gibi pek çok çeşitte verebileceğimiz örneklerden oluşan bu durumu gözlemleyerek ve takip ederek bulmanız gerekir.



Kuru mama sevmeyen köpeği kuru mamaya alıştırmak:



  En önemli detayı ise en sona sakladım. Kuru mama sevmeyen bir köpeği kuru mamaya nasıl alıştırabiliriz. Kendi gözlemlerimi aktarmam gerekirse benim köpeğim 6 aylık olduğunda çok fazla ev yemeği verdiğimiz için kuru mamadan soğumuştu. Yaklaşık 3 yıldır kuru mama alıştırma çabasındaydım ve son 1 aydır kuru mamasını soluksuz bir şekilde iştahla yemekte.. Bunu nasıl başardığımı ise burada izah edeceğim.



  Öncelikle bu yazıları yazarken köpeğinizin kuru mama dışındaki gıdalarla arasının çok iyi olduğunu, iştahının yerinde olduğunu ve sadece kuru mama sevmediğini varsayıyoruz. Burada yazılanları uyguladığınızda kuru mama sevmeyen bir köpeğin kuru mamaya alışacağını ise garanti ediyoruz.



  Köpeklerin kuru mamayı yiyebilmesi için kuru mamanın bir çekiciliği ve güzelliği olmalıdır. Bu koşulları ise biz sağlayacağız. Köpekler için ulaşılamayan şey her ne olursa olsun onlar için ilgi çekici ve daha caziptir. Sevmediği bir oyuncağı alıp kendi başınıza oynamaya koyulduğunuzda sizi dört gözle takip edecek ve sonunda dayanamayıp yanınıza gelecek ve oynamak isteyecektir. Siz bu oyuncağı ona vermeyerek, oyuncağı daha ulaşılmaz yapabilir ve oyuncağın değerini köpeğinizin gözünde arttırabilirsiniz. Kuru mamaya alışması için de aynı şeyi yapacağız. Ancak bundan önce yapılması gerekilen birkaç detay daha var.



  Köpeklerin kuru mamaya alışması için önce kuru mamaya sevdiği gıdaları karıştırıp önüne koyacağız ve her hafta belli bir oranda bu koyduğumuz gıdanın oranını azaltacağız. Köpeğiniz ise bu duruma adapte olacağından bir süre sonra yadırgamadan kuru mama yemeye başlayacaktır.



  Kuru mamaya konulması için gıda önerisi isteyecek olursanız kuru mamayı sıcak et ya da tavuk suyuyla yumuşatma, kaşar peyniri rendeleme, yoğurtla karıştırma, yemek suyuyla karıştırma v.b gibi çeşitli ve etkili yöntemler önerebiliriz.
 

  Kuru mamasına karıştırdığımız sos, et suyu gibi ürünleri her hafta belli bir oranda azaltacağız ve mamayı daha da çekici kılmak için ilk olarak yazdığımız şeyi uygulayacağız. Mamayı hazırlayıp önüne koyduğumuzda bekle komutunu vereceğiz ve kabın içine ne koyduğunuzu merak ettiği için koklamak isteyecek ancak hareket edemediği için sizden diğer komutu bekleyecek. Bu kısımda köpeğinizin heyecanlanmasını ve ağlayıp, sızlanmasını beklerseniz mama kabına ulaşmadaki istek daha da çok artacak ve ne olduğuna bakmadan yemeye koyulacaktır. 



  Köpeğinizin mamasını düzgün yiyebilmesi için günde 2 defa sabah ve akşam koşmalıdır. Tercihen koştuktan sonra önüne mamasını koyarsanız daha çok acıkmış olacaktır. Mamasını sorunsuz yiyebilimesi için nerjisini iyi atmış olması ve acıkmış olması gerekir. 


  Asla köpeğinizi elinizle beslemeyin bu onda daha da olumsuz bir etki bırakacak ve beslenme konusunda sıkboğaz ettiğiniz için daha da soğuyacaktır. Eğer elinizden yerse istediği zaman yemek yiyip, istediği zaman bırakabileceğini düşünecek ve yemek istemediği zaman ne kadar zorlasanız da yemeyecektir.

Erken Dönemde Egitimin Önemi


Bu  yazımızda erken dönemde verilen eğitimin önemine bir kez daha değinmek istiyorum. Bir süre önce AÇEV (anne - çocuk eğitim vakfı) bir reklamını görmüştüm ve ne kadar güzel bir slogan bulduklarını hayranlıkla izledim. Sloganda okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için "7 çok geç" deniyordu.

İşte bu çok doğru bir slogan ve aynısı dört bacaklı dostlarımız için de geçerli.

Çoğu yerde duyarız ve okuruz, köpeklerinizi 6 aylık olana kadar eğitime vermeyin, zaten öğrenemezler, öğrenseler de unuturlar vs.

Bu kesinlikle yanlıştır.

Çünkü 8-16 haftalar arasındaki "kritik dönem" dediğimiz evrede edindikleri alışkanlıklar, öğrendikleri komutlar, tanıştıkları her şey onların hayatının birer parçası olur. Bunun için eğitime erken başlamak kadar eğitimin süreklilği de önemlidir. 8. haftadan öncesi üreticinin sorumluluğundadır ve üreticinin de bebek doğurduğu andan itibaren yapması gereken önemli eğitim programları vardır.


Kendi kızlarımın bebeklerinde ve doğumlarında yanlarında olup, verilme aşamasına gelene kadar geçen sürede edindiğim tecrübeler ve gözlemlerim şudur ki; bebeklerin gelişimi annenin hamileliği ile başlıyor ve 4 ayları tamamlanana kadar da çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Onların çok hızlı gelişen hayatlarında her günün önemi var. Annenin nasıl bir hamilelik geçirdiği, nerede doğum yaptığı, bebeklerin doğumdan sonraki ilk 2 haftaların nasıl geçtiği ve daha sonraki evrelerde edindiği tecrübelerin hepsi onun ilerideki hayatını etkiliyor. Onların dünyaları o kadar hızlı dönüyor ki, eğitimi 6. aya kadar ertelemek onun hayatında geri dönülmez hatalara neden olur.

Köpeğimize vermemiz gereken tek eğitim itaat eğitimi değildir.

Çok basit ve evinde köpek beslemiş hemen hemen herkesin başına gelebilecek bir örnek vereyim.

4-5 aylık olup aşıları bitene kadar evde, soyutlanmış bir şekilde büyüttüğünüz bebeğinizi daha sonra dışarı çıkarmaya karar verdiğinizde boynuna bir tasma takmak istersiniz. O ne yapar, geri geri gider, tasmayı yemeye çalışır, sürekli kaşınır ve sizinle tamamen zıt yönlere gitmeye çalışır. Hatta bazen biraz daha ileri giderek hırlayıp rahatsızlığını belirtir. Tam siz onu yürütmeye çalışırken bu arada yanınızdan hızla arabalar geçmeye başlar, değişik sesler, değişik insanlar, boynunda anlamsız bir sıkıntı ve bastığı değişik zeminin sıkıntısı ile ne yapacağını bilemeden bir o yana bir bu yana gitmeye çalışır. Yaşadığı korkuyu düşünebiliyor musunuz? Bir de üstüne üstlük bu yabancı ortama tuvaleti yapması beklenmektedir! Tabi ki onun bu beklentiden haberi bile yoktur.


Daha erken dönemde boynuna tasma takılmış olsaydı, onunla yürümeye alışmış olsaydı, insanlarla, seslerle, objelerle programlı bir şekilde tanışmış olsaydı bu sıkıntıları yaşamayacaktı.

Ya da 6 aylık olana kadar sizi çekiştirmesine izin verdiğiniz bir yavru 6-8 aylık olunca artık daha kuvvetli çekmeye başlar ve siz de onu eğitime "yollamaya" karar verirsiniz ama onun kafası karışır.

“Neden çekemiyorum ki, şimdiye kadar hep çektim, kimse birşey demedi!”

Doğruyu bu saatten sonra öğrenemez mi? Tabi ki öğrenir ama neden hayat daha sorunsuz başlamasın? Çekiştirmeyi öğrenmeden düzgün yürümesini öğrenmesi daha güzel olmaz mı? Bir kedi gördüğünde kovalamak yerine onunla dost olması, mamasını paylaşması, evinize gelenleri kapıda uslu bir şekilde karşılaması, sizi gördüğünde üstünüze başınıza atlamasındansa oturarak sizi beklemesi, çocuklarla dost olması daha güzel olmaz mı? Bir süre bu hareketleri yapmasına izin verilen köpekler, erken dönemde eğitime başlanan köpeklerden çok daha huzursuz, sorunlu köpeklerdir. Çünkü, hayat bu şekilde başlamamıştır, yapmamayı sonradan öğrendikleri için akıllarının bir köşesinde hep eskiden yaptığı davranış kalır.


Her zaman dediğimiz gibi eğitimin yaşı yok ama kritik evrede alacakları eğitimin önemi büyük. Sosyalleşme sadece bu dönemde olur. Bu dönemde olumlu izlenimlerle öğrendikleri her şey onların hayatının parçası olur.

Aslında eğitimi her zaman kendimiz için isteriz, “bu köpek çok çekiyor onunla yürüyemiyorum, sokağa çıktığımızda herkese havlıyor, herkes şikayetçi oluyor, rahatsız oluyorum, dışarı çıkamaz olduk, eve gelenlere havlıyor, misafirler ondan korktuğu için evimize kimse gelmez oldu, çamurlu ayaklarıyla üstüme atlıyor, üstüm kirleniyor, tuvaletini hala öğrenemedi, heryeri sürekli siliyorum, çok bunaldım artık. . . gibi sürekli bizi rahatsız eden nedenler yüzünden ona eğitim aldırmayı düşünürüz.

Oysa hiç düşündük mü, bu köpek bizim ortamımızda bizim şartlarımıza göre yaşacak, onun dünyası biz olacağız ve doğal ortamından uzakta tanımadığı bir dünyada yaşayacak. Acaba nasıl huzursuzlukları var, nelerden tedirgin oluyor, bunları neden yapıyor ve en önemlisi bizim dünyamıza alışması, aramızda iyi bir iletişim olması için neler yapmalıyım??

Eğitim aslında onun psikolojik sağlığı, bedensel ve zihinsel gelişimi için gerekli olamaz mı?

Köpeğimizin daha zeki, daha sosyal, daha yapıcı olması ve ileriki dönemlerde hayatını daha huzurlu geçirebilmesi için erken dönemdeki eğitim çok önemlidir. Erken dönemde edindiği tecrübeler, öğrendiği komutlar onun hayatının bir parçası olacağı için yanlışı düzeltmekle tekrar uğraşmak yerine bu temel üzerine çok daha güzel ve değişik eğitimler ilave edebilme şanımız olur.

Mesela köpekli sporlar, frizbi, aglity, köpekle dans, arama-kurtarma, hizmet köpeği eğitimi gibi pek çok alanda eğitime zemin hazırlanmış oluruz.


Bu eğitim dönemi çok erken olduğu için ve çoğu köpek sahibi veteriner hekimler tarafından kendilerince çok geçerli sebeplerle dışarıya çıkmasın uyarısı aldığı için köpekler çok sıklıkla bu dönemi evde kapalı ortamda geçiriyorlar.

Şunu da düşünmek gerek! Bedensel sağlığı yerinde ama ruhsal sağlığı bozuk, özellikle 2 yaşından sonra ortaya çıkacak sorunları olan bir köpeği gerçekten istiyor musunuz?

Ne hastalanmasını ne de asosyal olmasını istemeyiz. O zaman bebeklerimiz için özel sınıflar oluşturmalı ya da biz oluşturamıyorsak verilen hizmetlerden yararlanmalı, gurup eğitimlere katılmalı ve her zaman evde ya da güvenli olduğunu düşündüğümüz dış ortamlarda onu sosyalleştirmeliyiz.

İnsanların okullarda eğitildikleri gibi köpeklerin de 2 aydan itibaren sahipleri tarafından bir eğitim sürecine girmeleri ve bunların profesyoneller gözetiminde ve tavsiyeleri ile yapılması gerekir.


Erken dönemde alınan eğitim onun ve sizin hayat tarzınız olacağı için ve itaat komutlarında da sürekli komut tekrarları olacağı için unutulması mümkün değildir.

Ama onu bahçenin bir köşesinde bırakır ve ilgilenmezseniz elbette unutur, erken dönemde değil hangi dönemde alınırsa alınsın unutur. Çünkü eğitim, eğitmenin köpeğinizle yapıp bitireceği bir etkinlik değildir. Süreklilik ister, siz ona emek harcadığınız sürece devam eder ve gelişir.

Eğitim, anne köpeğin başlattığı, bilinçli üreticinin devraldığı ve sahibinin profesyonel destek ile hayat boyu devam ettirdiği bir süreçtir.

Unutmayalım 6. ay çok geç!!!

Pozitif Köpek Eğitimi



Ayrılık Sendromu

Ayrılık Sendromu olarak adlandırılan davranış problemi en sık karşılaşılan sorunların başında gelir. Problem genellikle bizim "sorun" olarak adlandırdığımız davranışlar, onların doğalarında var olan genetik  programın gerektirdiği gibi davranmak istemelerinden kaynaklanır. 
Köpekler çok sosyal hayvanlardır. Onların doğalarında, bir topluluk içerisinde yedi gün yirmi dört saat bir arada bulunmak vardır.
Vahşi doğada, eğer bir sürü hayvanı yalnız kalmışsa, bu onun ölümüyle eşdeğer bir anlam taşır. Bu yüzden köpeklerde en sık karşılaşılan problemin "ayrılık sendromu" olması gayet normaldir.
Böyle bir davranış problemi olan köpekler; havlama, uluma, eşyalara zarar verme, kendi vücudunu kemirme gibi huylar geliştirebilir. Sorun, genelde yavruluk döneminde sürekli iç içe olan köpeğin büyüdüğü zaman birden bire uzun saatler yalnız kalmasından, yeni bir  aileye sahiplendirilen  köpeğin ortama adapte olamamasından ya da çok bağlı olduğu aile üyelerinden birinin birden bire evden ayrılmasından " ölüm vs." kaynaklanabilir.
Bu kadar sık rastlanan bir durum olmasına karşın bu sorunu çözmek aslında göründüğü kadar imkansız değildir. En doğru olanı köpeğin henüz yavruyken aşamalı olarak yalnız bırakılmasıdır.
Enerjisini attığı için yorulmuş, etrafında oyuncakları ve çiğneme kemikleri olan bir yavru için sizin bir süreliğine ortalarda olmamanız çokta önemli bir olay değildir. Her ne kadar sürü hayvanı olursa olsun yavruluğundan itibaren sizin onu yalnız bırakmanız köpekte bir rutine dönecek ve " Gitmiş olsa da geri gelecek" düşüncesiyle gereksiz yere korkuya kapılmayacaktır.
Bazı ırklar özellikle bu konuda daha inatçıdır. Yüzyıllardır genelde insana eşlik etmek için  beslenen küçük ırklar " Chihuahua, minyatür pincher vs." ayrılık sendromuna daha yatkın olur.
Günümüzde şehirlerde yaşayan köpeklerin en büyük sorunlarından biri olan yetersiz egzersiz de ayrılık sendromunu tetikleyen baş faktördür. Köpeğinizi yalnız bırakmadan önce yeterince enerjisini atmış olduğundan emin olmalısınız. Köpekler sadece fiziksel aktivite değil, zihinsel aktiveye de ihtiyaç duyarlar. Köpeklerin zevk alacağı tarzda eğitimler, birlikte oynayabileceğiniz saklambaç , çekiştirme gibi oyunlar, diğer köpeklerle oyun oynaması, veya içi lezzetli yiyecek doldurulmuş Kong tarzı oyuncaklar, onların hem eğlenmesini hem de enerjisini atmasını sağlayacaktır.
En sevdiği oyuncaklar ve kemirme kemikleri daima siz evden çıktıktan sonra sahip olmaları gereken ödüllerdir.

Kendinizi onun yerine koyun! 24 saat yanı başınızda duran yiyecek ya da eşyanız ne kadar süre size cazip gelebilir?
Nasıl ki biz aynı şeyi sürekli  kullanmaktan sıkılıyorsak, köpekler de gün boyu iç içe olduğu oyuncaklardan ve yiyeceklerden sıkılırlar. Elimizde onları heyecanlandırabilecek güzel alternatifler varken bunları sizin yokluğunuzda ortaya çıkarmak köpeğin ilgisini başka yöne çekmek için mükemmel bir yöntemdir.
Aynı zaman da köpeğinize yeni numaralar öğretmek; hem onun zihinsel olarak yorulmasını sağlar hem de kendine güvenmesine yardımcı olur. Çevrenizde uysal köpeklerin gittiği parklar ya da köpek kulüpleri varsa bu da köpeğinizin sosyalleşmesine ve ilgisini sizden başka aktivitelere yönlendirmesine yardımcı olur.
Evet, köpeklerin içgüdüleri ve genetik aktarımlarıyla beraber gelişen kendilerine has davranışları vardır. Fakat onun tüm ihtiyaçları ve sevdiği şeyleri elimizde bulunduran biz insanların da köpeği doğru yönlendirmek için yeterince imkanı var.
Biraz ilgi ve doğru yaklaşımla beraber daha mutlu yaşayabileceğimiz bir köpeğe sahip olmak çok ta zor değil.

Kaprofaji (Dışkı Yeme)


Kaprofaji (Dışkı Yeme)


Sözlük anlamı dışkı yeme olan kaprofaji, kedilerde nadiren, köpeklerde ise sıklıkla görülen bir davranış bozukluğudur.


Pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkan bu davranış bozukluğu, stres, içgüdüsel davranış, alışkanlık ve ileri yaşlarda bazı metabolik ve sistemik hastalıklara bağlı olarak gözlenmektedir.

Kaprofaji, iyi beslenemeyen, özellikle de diyetinde yeterli protein ve mineral bulunmayan köpeklerde sık görülür. Ayrıca mallasimilasyon ve malabsorbsiyon gibi bir sindirim sistemi probleminin varlığında da görülebilir. Her iki durumda da amaç vücudun ihtiyacı olan gıdaları karşılayabilmektir.Genellikle bu soruna yatkın olanlar, sürekli kafeste tutulan, aşırı stres yaşayan ve yetersiz beslenen köpeklerdir.

Bu tür sorun yaşayan köpeklerde doğal olarak tekrarlayan parazit enfeksiyonları, kusma, ishal ve ağız kokusu gibi istenmeyen bulgular çok fazla olarak görülebilmektedir.
Sorunun çözümlenebilmesi için problemin nedenlerini çok iyi analiz etmek ve bu doğrultuda çözümler aramak gerekir. Psikolojik kökenli bir kaprofaji söz konus ise örneğin yalnız veya kafeste kapalı kalıyorsa, kıskançlık varsa, başka bir köpeği taklit ediyorsa yada sahibinin dikkatini çekme gibi bir durum söz konusu ise öncelikle bu faktörleri elimine etmek gerekir.

Yetersiz beslenme yada yeni doğum yapmış olması gibi bir durum söz konusu ise vücudun tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek dengeli bir mama seçmek, gerekirse hekiminizin uygun göreceği bir vitamin, mineral takviyesi yapmak problemin yaşanması ihtimalini asgariye indirir..
Dikkat çekmek gibi bir amaçla dışkı yeme söz konusu ise tepki vermeden ilgisini bir başka yöne çekmek, bir parça su vermek, oyuncak vermek gibi yöntemler denenebilir.


Sorunun devam etmesi durumunda veteriner hekiminize danışarak bir dışkı muayenesi yaptırmanız ve sindirilmemiş gıdaların dışkıda var olup olmadığına baktırmanız faydalı olur. Çünkü sindirilmemiş gıdaların tespit edilmesi durumunda hekiminizin sistemik bir problemin varlığını araştırarak uygun bir diyet düzenlemesi yapması gerekebilir.


Barınağının düzenli olarak temizlenmesine, yemek sonrası gezintiye çıkararak uzak bölgelerde dışkılamasına, gezintiler sırasında ağızlık kullanımına, stres faktörlerini mümkün olduğunca çözümlemeye ve tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği 
                                                                        bir mama kullanmaya özellikle dikkat edilmelidir.

Bu önlem ve tedavilerin yanı sıra köpeğinizi bu alışkanlıktan vazgeçirmek için dışkı yemeyi önleyici tablet veya dışkısına yaklaşmaması için uzaklaştırıcı olarak kullanılan bir takım spreyler denenebilir

Örneğin yavrunun temizliğini sağlamak amaçlı olarak veya vahşi yaşamdan gelen ve iz bırakmama amacıyla ile doğası gereği içgüdüsel olarak yapılabileceği gibi yavrunun dışkısındaki sindirilmemiş proteinleri almak amacıyla da yapılabilir. Yeni doğum yapmış bir annede bu davranışların görülmesi normal olarak karşılanmakla birlikte bu bir alışkanlık halinde devam ederse sorundur.

Kimi zaman da yavru döneminde bilinçsizce yapılan bu davranış bir alışkanlık haline gelebilir. Dışkı yemesine tepki ile cevap verildiğinde yavru dikkat çektiğini düşüneceğinden, sahibinin dikkatini çekmek istediği başka zamanlarda da dışkısını yiyebilir ve bu durum alışkanlık haline gelebilir.

Kaprofaji kolayca alışkanlık haline gelebilen bir sorundur. Bazı köpekler sadece kendi dışkılarını değil, başka köpeklerin veya kedi, at gibi diğer hayvanların dışkılarını da yeme eğilimindedirler. Bu da özellikle paraziter enfeksiyonlar başta olmak üzere pek çok hastalığın nedeni olabilir.